Samsun son dakika haberleri - 18 Ekim 2019, Cuma

Yemen Türküsü’nde Adı Geçen Yer “Huş” mu, “Muş” mu?

21 Eylül 2019
Yemen Türküsü’nde Adı Geçen Yer “Huş” mu, “Muş” mu? için yorumlar kapalı
Yemen Türküsü’nde Adı Geçen Yer “Huş” mu, “Muş” mu?

Yemen Türküsü’nde adı geçen yerin; “Huş” mu “Muş” mu tartışmasına SAMSUN MEDYA GAZETECİLER CEMİYETi Yönetim Kurulu Üyesi, Kültür, Sanat işleri ve Türk Kültür dünyası ile ilgili Başkan Yardımcısı Kerim Sarılar’da katıldı.

Sarılar; “Çocukluğumda hala diyerek dizinin dibinde büyüdüğüm babamın halası Hörü hala; ”Burası Huştur, Yolu yokuştur, Giden gelmiyor, Acep ne iştir?” diye türkü çağırırdı.

Bu Türkünün Balkanlardan yemene gidip şehit olan veya gelemeyen vatan evlatları askerlerimiz ve akrabalarımıza yakıldığını söyler ve ilave ederdi; “Sadece Balkanlar değil. Anadolu’dan da gidip şehit olup dönemeyen vatan evlatları için de yakıldığını söylerdi.”
Anam ise; ”Bir akrabasının yemende şehit olduğunu, diğer bir akrabası olan amcasının ise Muratlı kariyesindeki evine kadar geldiğini “Çok yorgun ve bitkin olduğunu. Ayaklarının tamamen şişmiş ve yaralı olduğunu. Biraz uyuduktan sonra sabah her şeyi anlatacağını söylediğini belirttikten sonra uyuya kaldığını, sabaha doğru ise hiçbir şey anlatamadan öldüğünü” ninemden duyduğunu anlatırdı. Anamda Türküyü; ”Burası Huştur, Yolu yokuştur, Giden gelmiyor, Acep ne iştir?” diye okurdu.
Kısaca Batı Trakya’da 1924 mübadele programı gereği Türkiye’ye gelen Türkler de yine orada Batı Trakya’da azınlık olarak kalan Türk kardeşlerimizde anonim olan bu Türküyü; ”Burası Huştur, Yolu yokuştur, Giden gelmiyor, Acep ne iştir?” diye okumakta idi.
Aradan yıllar geçti. Bir gün çalıştığım işyerime İskeçe’nin Balabanlı köyünde 1930 yılında doğan ve 1958 tarihinde ana vatana gelip Samsuna yerleşen Şevket YILMAZ adında bir arkadaşımız geldi. Batı Trakya’da bu Türkü “Burası Huştur” diye söylenir. Burada sanatçılar; “Burası Muştur” diye söylüyor. Babasının Huş mahallinde İngiliz çetecilerin kışkırttığı Arap Çetecilerin öldürdüğü Osmanlı Askerlerinin kafalarını kesip her asker kafası başına bir Osmanlı altınını İngilizlerden nasıl aldıklarını anlattı ve “Benim babam Yemen de askerlik yaptı. Huş mahallinde vahşeti bize anlattı. Muşta askerlik yapmadı” dedi. Üzgün ve kırgındı. Bahsettiği mahal için eski haritalar üzerinde araştırma yaptık. “Simhuş” diye bir yere tesadüf ettik. Balabanlı Şabanın oğluna ıstırapla işaret ettiği; “Müslüman Arap kardeşlerinden yiyecek yardımı alan Osmanlı askerlerinin İngilizlerin etkisindeki Arap Çeteciler tarafından kafalarının Yemende Huş mahallinde; niçin kesildiğini “Balabanlı Şaban” hikâyesinde halen Batı Trakya’da söylenen ve Şevket Yılmaz’ın satır satır yazdırdığı Yemen Türküsü ile beraber kaleme aldık. Hikaye 1997 yılında; “Türk Dünyası ve Kardaş Ülkeler Edebiyatı” Kitabında, 1998 yılında ise bana ait olan “Karanfiller ve Menekşeler” isimli hikaye kitabında yayınlandı. TRT de ise bu yıllardan sonra Türkü; “Burası Huştur” diye okunmaya başladı.
Ancak Profesör Dr. Bekir ŞİŞMAN’IN Yemen Türküsü’nde son karar; “Huş” değil “Muş” isimli paylaşımı üzerine yeniden araştırma yapma gereği duydum. Ancak netice de Hörü Halamın; “Türkünün sadece Balkanlar için değil. Anadolu’dan da gidip şehit olup dönemeyen veya gelemeyen tüm vatan evlatları için de yakıldığını söyleyen sözlerinin tutarlılığını bir kez daha tespit ettim. Kısaca bu anonim bir türkü idi. Profesör Dr. Bekir ŞİŞMAN’IN bahsettiği; Yemen Türküsü’nde son karar; “Huş” değil “Muş” isimli paylaşımının neden kaynaklandığını araştırdım. İnternette; “Havada Bulut Yok” adıyla ünlenen türkünün Muş’a mı yoksa Elazığ’a ait bir türkü mü olduğu konusunda bir de ihtilaf olduğunu gördük.
TRT’nin kaynaklarına göre, 1944 yılında Anadolu’yu gezerek derlemeler yapan Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken ve Rıza Yetişen’den oluşan ekip tarafından, Duriye Keskin adlı Muşlu bir mahalli sanatçıdan derlenen türküyü notaya Muzaffer Sarısözen notaya geçirmişti. Elâzığ’a ait Harput türküsüdür diyenler ise, “Burası Muş’tur, yolu yokuştur” şeklindeki nakaratta yer alan Muş ifadesinin aslında Yemen’de bulunan Huş veya Simuş adlı bir yerleşim yerinin adının, yanlış yazılması suretiyle kayıtlara geçtiğini açıklamakta; Resimli Ay Matbaası, İstanbul – 1936 basımı “Elaziz Halk Türküleri ve Oyunları” kitabında, hem de notalı olarak ve “Bu dağın ardında redif sesi var” ismi ile kayıtlıdır (Türkünün ilk orijinal metni budur. Yeni çıkmış bir türküye sonradan güfte eklemek normal bir durum olduğu için zamanla “Havada bulut yok” ismi oturmuştur).
Zamanın Elaziz Valisi Tevfik Gür başkanlığındaki Ferruh Arsunar, Sadi Günel ve Üstad Kaynak Kişi Hafız Osman Öge’nin içinde yer aldığı Elaziz Hakevi 1936 yılı Sanat Komitesi’ nce derlenen kitap elimizde mevcut olduğu gibi, İstanbul-Beyazıt Kütüphanesi’ nde de 47950 / 5 kayıt no ile hizmete açıktır.” şeklinde türkünün Harput Türküsü olduğunu ifade etmektedirler. İstanbul Teknik Üniversitesi Müzikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Songül Karaosmanoğlu Ata ise, ilk olarak 1944 yılında Ankara Devlet Konservatuarı adına Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken ve Rıza Yetişen tarafından oluşturulmuş derleme ekibi tarafından Duriye Keskin adlı mahalli bir sanatçıdan derlenen türküdeki “Burası Muş’tur” sözlerinin 90’ların ortasında kaynağı belirsiz söylentiler sonucu “Burası Huş’tur” şeklinde değiştirildiğini ifade etmiş ve Ata, TRT’nin bile söylentilerden etkilendiğini belirtmiştir. Oysa; Birinci Dünya Harbi Yemen-Sana Askeri Doktor Behzat’ın anlatımı; Hüseyin ÖZCAN’IN; “TÜRKÜLERiN GERÇEKLERi VE YEMEN TÜRKÜLERiNiN ARKA PLANI” isimli araştırmada şu şekilde geçiyor; “Kuvvet ne kadar çok asker ne kadar fedakar olursa olsun bir arada manevra yapamazlar. Bulunduğu yere saplanıp kalırlar. Keçiden bile çevik Yemen askerleri askerlerimizin üzerine saldırır, askerimizin üzerine kurşun ve kaya yağardı. Bu bölgede sel yerine kan aktı demişlerdi bana.
Şehara felaketini hiç unutamadık. Şeharaya giderken Hus’tan geçilir. Buraya gidenler dönmediler.” anlatımı ile Şevket Yılmaz’ın Yemenden dönen babasının acı içinde ıstırapla; “Müslüman Yemenli Araplardan yiyecek alan Osmanlı askerlerinin İngilizlerden bir Osmanlı altını almak için ”Huş” mahallinde pusuya düşürülüp Arap çeteciler tarafından kafaların kesilip çuvala doldurularak götürüldüğü şeklinde anlatımı bu acı hadisenin geçtiği mahallin Yemen de “Huş” denilen pusuya müsait bir geçit mahalli olduğuna işaret etmektedir.
Biz Balabanlı Şaban hikayesini Şevket Yılmaz’ın anlatımları ve Balkanlarda söylendiği gibi türküyü çağırması doğrultusunda hikayeye geçtik…
Sarılar şöyle devam etti; “Bir fikir adamı olarak bana göre; Balkanlardan gidip dönmeyen, Elazığ, Muş ve Anadolu’nun çeşitli yörelerinden gidip dönmeyen vatan evlatları için her yörede ayrı ayrı yakılmış anonim ağıtlardır. Ancak; gerek Birinci Dünya Harbi Yemen-Sana Askeri Doktor Behzat’ın anlatımı ve gerekse Şevket Yılmaz’ın Yemenden dönen babasının acı içinde ıstırapla anlatımındaki “Huş” sözcüğünün Yemende olduğu belirtilen “Huş” mahalli mi olduğu veya Yemende Osmanlı askerlerinin pusuya düşürülüp kafalarının kesilip götürüldüğü bir geçite; “Burası Huştur” sözcüğüne yüklenilen yürekleri parçalayan büyük bir acının ifadesi mi olduğunun araştırılmasında yarar olduğu düşüncesindeyim. “dedi.
SAMSUN MEDYA GAZETECİLER CEMİYETi Yönetim Kurulu Üyesi, Kültür, Sanat işleri ve Türk Kültür dünyası ile ilgili Başkan Yardımcısı Kerim Sarılar sözlerini şöyle sürdürdü; “Sülalemde Yemende şehit olan veya acılar içinde dönen akrabalarımın acısını yüreğimde hissettiğim gibi, Balkanlardan, Elâzığ’dan, Muştan, ve Anadolu’nun çeşitli yörelerinden giden binlerce şehit kardeşlerimizin acılarını da yüreğimde hissediyorum. Gerek Elazığlılar ve Muşlulara, gerekse Birinci Dünya Harbinde Yemen-Sana da Askeri Doktor Behzat ve Şevket Yılmaz’ın anlatımları ile bizleri aydınlatmasına teşekkür ediyorum. Osmanlı topraklarından Yemene gidip şehit olan, dönemeyen veya acılar içinde dönen vatan evlatlarının geride kalanlarının veya yörelerinde ağıt yakıp değişik biçimlerde okunup bu türküyü sahiplenmesinden daha doğal ne olabilir. Her kes kendi acısını yaşamaktadır. Balkanlarda veya Anadolu’da örneğin Elâzığ’da; “Burası Huştur” diye okunuyorsa mahal olarak adı geçen; Simhuş, Simuş veya Huş Osmanlı haritalarında araştırılmalıdır. Ya da; Yemende Osmanlı askerlerinin pusuya düşürülüp kafalarının kesilip götürüldüğü bir geçite; “Burası Huştur” sözcüğüne yüklenilen yürekleri parçalayan büyük bir acının ifadesi mi olduğunun “Huş” un Osmanlıca, Farsça veya Arapça lügat manası da ayrıca araştırılmalıdır” dedi.
Balabanlı Şaban hikâyesini Şevket Yılmaz’ın anlatımları ve Balkanlarda söylendiği gibi türküyü çağırması doğrultusunda hikâyeye yeniden geçelim
(Balabanlı Şaban Yemen çöllerinde şehit düşen, gazi olan ve acılar içinde dönen memleket evlatlarının ve onların geride bıraktıkları acılı ailelerinin hatırasına yazılmıştır. Bilgiler Batı Trakya’nın Balabanlı köyünde 1930 yılında doğan ve 1958 tarihinde ana vatana gelip Samsuna yerleşen Sayın Şevket YILMAZDAN alınmıştır.)
 
Kerim SARILAR anlatılan hikayeye devam ediyor:  Yıl 1910. Batı Trakya’da İskeçe’nin Balabanlı köyünde Hacı Tahsin oğlu Şaban Ağa askere çağrılır. Şaban ağa bekardır. Abisi Halit de Osmanlı ordusunda askerdir. Evde annesi, babası ve diğer kardeşleriyle helalleşir. Annesi Şabanın eline kına yakmıştır. Şaban amcası Hüsnünün oğlu Yusuf’la beraber ayni köyden 17 arkadaşı ile birlikte askere gitmektedir. Trenler İskeçe’de ki merkezden binlerce askeri İstanbul Çekmecedeki eğitim merkezine taşımaktadırlar. Şaban da diğer arkadaşlarıyla birlikte İskeçe’de trene binip İstanbul Çekmeceye gelir. Orada askeri eğitimlerini tamamladıktan sonra ilk kıta görevini yapmak için Şama gider. Ve Şam’da İngilizlere karşı ilk savaşını verir. Şam da cephe gerisinden yiyecek ihtiyacı karşılanmadığından askerler açlık tehlikesi ile karşı karşıyadır. Araplar ise İngilizlerin etkisiyle Osmanlı askerlerin yiyecek ihtiyacını temin etmekten oldukça uzak duruyorlardı… Bir gün Şaban bir grup askerle birlikte bir kamışlığa girdi. Amaç kestikleri kamışları emmek, alacakları gıda ile ayakta sağ kalabilmekti. Ancak İngilizlerde hava üstünlüğü vardı. Gök yüzünde bir İngiliz tayyaresi belirdi ve üzerlerine bomba yağdırdı. Şaban mavzerini uçağa doğru ateşledi. Ama nafile uçak menzilin dışındaydı. Kalçasında bir sıcaklık hissetti. Elini götürdü. Kan akıyordu. Uçaktan atılan bombadan Şabanın kalçasına şarapnel parçası isabet etmişti. Ah…Ah…Bu savaşta silahlarda da adalet yok dedi. Arkadaşları Şabanı sahra revirine götürdüler. Şaban bir süre tedavi gördükten sonra iyileşir ve bir grup askerle birlikte Yemene sevk edilir. Yemende Osmanlı askerlerle İngiliz askerleri cephede göğüs göğüse çarpışmaya başlamışlardı. Ancak İngiliz ordusunun havada üstünlüğü vardı. İngiliz tayyareleri havadan gelip Osmanlı askerlerini bombalıyor ve büyük zayiatlar verdiriyordu. Osmanlı askerleri cephe gerisinden yiyecek ve içecek gelmediğinden ihtiyaçlarını o mahalden temin etme durumunda idiler. Ancak Yemen çevresinde İngilizler Araplar üzerinde Şam’dakinden daha etkiliydiler. Arapları Osmanlı askerlerine karşı çeşitli entrikalarla kışkırtıyorlardı. İşte o zaman Arapların bir kısmı Müslümanlar kardeştir. Prensibini terk ederek Osmanlı askerlerine karşı İngilizlerle işbirliğine girmişlerdi. Osmanlı askerleri gruplar halinde Müslüman Araplardan yiyecek istemek için ayrı ayrı mahallere ve Huş mahalline gittiler. Bazı Arap Müslüman kardeşlerinden yiyecek aldılar. Ancak dönüşlerinde Huş Mahallinde bir grup Osmanlı askeri İngilizlerle işbirliği yapan Arap çetecilerin pususuna düştüler. Bir tanesi pusudan kaçmayı, arazide gizlenebilmeyi başardı. Gizlendiği yerden onların gitmesini beklerken gözleri fal taşı gibi açıldı. Bu Arap çetecileri öldürdükleri Osmanlı askerlerini orada bırakmıyor ve kafalarını alıyorlardı. Yiyeceklere ise dokunmadan gittiler. Osmanlı askeri gizlendiği yerden çıktı. Alabildiğince yiyecek aldı ve bir çok zorluktan sonra kıtaya ulaştı. Durumu kıtadaki askerlere anlattı. Yiyecek ve erzak temin etmeye giden diğer grubun içinde yer alan Şaban söze girdi: Arkadaşlar bir Müslüman yaşlı Arap tan duydum. Bir Osmanlı askeri kafası getirene İngilizler bir Osmanlı altını vereceklerini ilan etmişler dedi. Bir süre sonra İngilizler Osmanlı askerlerini muhasaraya alıp tamamen kuşattılar. Gemilerle silah ve yeni güçler sevk eden İngilizler üstünlüğü de ele geçirdiler. Osmanlı askerlerinin etraflarına tel örgüler çektiler. Yeterli cephane ve yiyecek bulamayan Osmanlı askerleri çok güç bir durumla karşı karşıya kaldılar. Yüksek, kalın ve sık tel örgü içinde çok büyük bir ızdırap, açlık, susuzluk ve sefalet çektiler. İngiliz uçakları Osmanlı askerlerin üstüne bitli paçavralar attılar ve askerlerde bit baş gösterdi. Bir iki muharebeye girmiş olmalarına rağmen ateş gücü çok yüksek olan İngilizler karşısında binlerce şehit ve gazi verdiler. Daha sonra İngilizlerin tamamen kuşatması karşısında esir duruma düştüler. Çölde tel örgüsü içinde gündüzleri çok sıcak geceleri çok soğuk oluyordu. Üzerlerindeki elbiseler pırı pırtık, yırtık, yamalı, karınları aç ve susuzdu. Artık bit her taraflarını sarmış kaş ve kirpiklerine bile bit sirke yapmıştı. Gayri Müslimler, Rumlar askerlik yapmadıklarından (bedel ödüyorlardı) Yemenden her nasılsa kurtulabilip geri dönebilen Osmanlı Türk askerleri için, kendi aralarında konuşurken; Türk aşağı biz yukarı diyorlardı. Yemende Osmanlı Türk askerleri ise yaşamlarını devam ettirebilmek için ot, ağaç kökeni yiyorlar, batak yerlerden su içiyorlardı. Üzerlerinde sadece bir yırtık pantolonla bir yırtık ceket bulunan bu Osmanlı askerleri akşam yatmadan önce kumu mezar gibi eşiyorlar, gece soğuk olduğu için üzerlerine kum örtüyorlardı. Sabahleyin kalktıklarında kalkamayıp ta ölen arkadaşlarını dualarla gömerler; Ya Rab!…Bizi çaresiz koyma. Diye Allaha yalvarırlardı. Osmanlı askerleri bitleri temizleyip öldürür. Bu hususta birbirleri ile yardımlaşırlardı. Bir gün açlık, sefalet, susuzluk, bit ve sıcaktan çok bunaldılar ve topluca isyan ettiler. İngilizler havadan ve karadan Osmanlı askerlerinin üstüne etkin silah gücüyle ateş altına aldılar. Dünya kadar, binlerce Osmanlı askeri şehit oldu. Kalanlar şehit olan kardeşlerini dualarla gömdüler. Kısa pantolonlu bir İngiliz zabiti elinde iki tane peksimet ekmeği ile ellerini kaldırıp peksimet ekmeklerini birbirine vurarak yanındaki tercümana; Biz Türkleri aç bıraktık. Böyle teslim aldık. Yoksa aç kalmasalardı kesin biz İngiliz askerlerinin silahlarını alıp bizi yok edebilirlerdi. Artık ekmekte vereceğiz su da vereceğiz. Biz Türklerin ikmal yollarını kapattık. Kuzeyden şah damarlarını kestik. Osmanlıda Türk’e karşı unsurlar ile bu askerlerin buradan çekilmesini ve Türk milleti ile irtibat kurmasını önledik. İşlerini böylece bitirdik dedi. İşte Osmanlı askerleri bu çetin şartlarda Yemende İngilizlerle muharebe ederlerken Makedonya, Batı Trakya ve Anadolu Türk halkında ta bu günlere kadar uzayıp gelen ve kalbimizde hüzünlü bir yer tutan şu türkü yankılanıyordu:
Havada bulut yok Bu ne dumandır? Mahlede ölen yok Bu ne figandır? Bu yemen elleri Ne de yamandır… Ah o Yemendir Gülü çemendir Giden gelmiyor Acep nedendir?
Burası Huştur Yolu yokuştur Giden gelmiyor Acep ne iştir?
Şu dağın ardında Redif sesi var (Varın) Bakın çantasında Acep nesi var? Bir çift pabuç ile Bir de fesi var… Ah o yemendir Gülü çemendir Giden gelmiyor Acep nedendir?
Burası Huştur Yolu yokuştur Giden gelmiyor Acep ne iştir?
Kışlanın önünde Çalınır sazlar Ayağım yalınayak Yüreğim sızlar (Şu garip yüreğim Açlıktan sızlar. Yemene gidene Ağlıyor kızlar…. Ah o yemendir Gülü çemendir Giden gelmiyor Acep nedendir?
Burası Huştur Yolu yokuştur Giden gelmiyor Acep ne iştir?
HABERİ SOSYAL MEDYADA PAYLAŞIN!!!
Share

Yemen Türküsü’nde Adı Geçen Yer “Huş” mu, “Muş” mu? Haberine Ait Etiketler

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.